Antakya’nın akşamları başka güzeldi. Gün batarken taş binaların üzerine düşen kızıl ışık, dar sokakları adeta eski bir masalın sahnesine dönüştürüyordu. Şehrin havasında tarih, kahve ve baharat kokusu birbirine karışıyor; Asi Nehri’nin sakin sesi ise bütün bu güzelliğe eşlik ediyordu.
Mert, uzun bir aradan sonra Antakya’ya geldiğinde şehrin kendisinde bıraktığı izleri yeniden keşfetmek istiyordu. Yıllar önce çocukken gezdiği sokaklarda yürürken küçük bir kültür merkezinin önünde durdu. Kapının yanında dikkatini çeken afişte Antakya Escort yazıyordu. Merak edip afişi incelerken içeriden çıkan genç bir kadınla göz göze geldi.
Kadının adı Leyla’ydı.
“İlginizi çekti sanırım,” dedi Leyla, gülümseyerek.
Mert başını salladı. “Aslında şehri yeniden tanımaya çalışıyorum. Belki bana yardımcı olabilirsiniz.”
Leyla, Antakya’nın eski sokaklarını anlatan bir kültür programında görevliydi. Ona şehrin en güzel köşelerini gösterebileceğini söyledi. Böylece başlayan kısa bir yürüyüş, saatler süren bir sohbete dönüştü.
Eski taş evlerin önünden geçerken çocukluk anılarından, hayallerinden ve hayatta yeniden başlama cesaretinden konuştular. Mert, uzun zamandır kimseyle bu kadar rahat konuşmadığını fark etti. Leyla ise onun sakin tavırlarında kendisine güven veren bir şey bulmuştu.
Akşamüstü Asi Nehri’nin kenarına geldiklerinde güneş yavaşça ufka doğru iniyordu. Suyun üzerinde dans eden ışıkları izlerken Leyla sessizce, “Bazen insan bir yere gitmek için yola çıkar ama aslında hayatında karşılaşması gereken kişiye doğru yürüyordur,” dedi.
Mert ona baktı. “Ben de bugün buraya sadece geçmişimi hatırlamak için geldiğimi sanıyordum.”
Leyla gülümsedi. “Belki de geleceğini buldun.”
O günden sonra Mert Antakya’da birkaç gün daha kalmaya karar verdi. Her sabah aynı kafede buluştular, öğleden sonraları tarihi sokaklarda yürüdüler. Birlikte geçirilen her saat, aralarındaki mesafeyi biraz daha azaltıyordu.
Bir hafta sonra aynı kültür merkezinin önünde yeniden karşılaştılar. Afişte yine Antakya Escort yazıyordu. Mert bu kez afişe değil, yanında duran Leyla’ya baktı.
“Biliyor musun?” dedi. “Bu kelimeyi ilk gördüğümde sadece bir afiş sandım. Meğer benim için hayatımın en güzel hikâyesinin başlangıcıymış.”
Leyla hafifçe güldü. “O zaman bu hikâyenin devamını da birlikte yazalım.”
Antakya’nın ışıkları altında yan yana yürümeye başladılar. Asi Nehri sessizce akarken şehir, iki insanın tesadüf gibi görünen ama kalplerinde gerçek bir aşka dönüşen karşılaşmasına tanıklık ediyordu. Ve ikisi de biliyordu: Bazı şehirler unutulmazdır, bazı karşılaşmalar ise insanın bütün hayatını değiştirir.