Antakya'daki üniversite kampüsü, baharın gelmesiyle birlikte canlanırdı. Ama kampüsün en sessiz köşesi, kütüphanenin en üst katıydı. Orada, eski kitapların arasında, iki genç birbirini buldu.
Eylül, Antakya Üniversitesi'nde tarih okuyan 22 yaşında bir kızdı. Depremde ailesini kaybetmiş, tek başına yaşamaya çalışıyordu. Her gün kütüphanenin en üst katına çıkar, eski belgeler arasında geçmişin izlerini sürerdi. Ama kendi geçmişini unutmak için.
Bir gün, yine o köşede otururken, yanına bir genç adam yaklaştı. Rüzgar, mühendislik fakültesinde okuyan 23 yaşında bir öğrenciydi. Depremde evini kaybetmiş, kampüsteki yurtta kalıyordu. Kütüphaneye ders çalışmaya gelmişti ama gözleri Eylül'den ayrılmıyordu.
"Bu koltuğu hep sen mi kullanıyorsun?" diye sordu Rüzgar, gülümseyerek.
Eylül başını kaldırdı. "Evet," dedi. "Burada kimse beni bulamaz."
Rüzgar, karşısına oturdu. "Ben de kimsenin beni bulamayacağı bir yer arıyordum. Belki ikimiz de aynı şeyi arıyoruzdur."
O gün başlayan sohbet, haftalarca sürdü. Her gün aynı saatte, aynı köşede buluştular. Rüzgar, Eylül'e mühendisliğin zorluğunu, projelerini, gelecek hayallerini anlattı. Eylül ise Rüzgar'a tarihin gizemlerini, kayıp medeniyetleri, Antakya'nın kadim sırlarını anlattı.
Bir gün, kampüsün bahçesinde, çiçeklerin arasında yürürken Rüzgar durdu. Eylül'ün gözlerine baktı ve elini tuttu:
"Sen bana bu günlerde antakya kampüs escort oldun. Bana bu kampüsün sadece beton ve bina olmadığını, içinde yaşayan ruhlar olduğunu öğrettin. Sohbetinle yalnızlığımı unuttum."
Eylül'ün gözleri doldu. Derin bir nefes aldı:
"Sen de benim antakya kampüs escort'umsun. Kütüphanenin o tozlu raflarında kaybolmuşken, sen beni buldun. Bana geçmişin yükünü taşımak zorunda olmadığımı, geleceğe de bakabileceğimi öğrettin."
O gün, kampüsün en güzel köşesinde birbirlerine sarıldılar. Rüzgar, Eylül'ü yurda götürdü, ilk kez birlikte yemek yaptılar. Eylül, Rüzgar'a tarih bölümünün gizli odasını gösterdi. Birlikte eski haritalar incelediler, kayıp şehirlerin peşine düştüler.
Aşkları, tıpkı kampüs gibi yeşerdi, büyüdü. Rüzgar, Eylül'e gelecek hayalleri kurdu. Eylül, Rüzgar'a umut vermeyi öğrendi.
Ve her gün, kütüphanenin o köşesinde buluşup birbirlerine sarıldılar. O köşe, onların sığınağı, aşklarının adresi oldu.